Osmanlı Devleti, daha önceki Müslüman yönetimler gibi, üç büyük din tarafından kutsal sayılan bu bölgede yaşayan gayrimüslim topluluklara karşı hoşgörülü tavrı devam ettirmiştir. Osmanlı arşiv belgeleri, Filistin’deki idarenin bölgede yaşayan Yahudileri dinî vecibelerini yerine getirme konusunda ne ölçüde serbest bıraktığını açıkça göstermektedir. Osmanlı Devleti, Müslümanlara ait topraklarda yaşayan gayrimüslimler hususunda “Şer-i Şerif” adı verilen İslam hukukunun çizdiği sınırlar çerçevesinde hareket etmiştir. Şer-i Şerif’e göre, Müslümanlarla barış yapan ve İslam devletinin hâkimiyetini kabul eden gayrimüslimlere “zımmi” adı verilir. Din, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin hepsine aynı şekilde Şer-i Şerif’e göre muamele edilir.
Müslümanlara ait topraklarda yaşayan zımmilerin aynı topraklarda yaşayan Müslümanlardan farkı, din ayrılığından doğan bir farklılıktır. Örneğin, Müslümanlar zekât vermekle yükümlü iken, gayrimüslimler kazançlarına göre senede bir defa “cizye” denilen bir vergi vermektedir. Fakirler, işsizler, din adamları, yaşlılar ve hastalar cizyeden muaftır. Gayrimüslimler askerlik yapmak zorunda değildir. Aile hukuku, miras hukuku ve dinlerinin gereği olan diğer konularda kendi inandıkları hukuki hükümler uygulanır. Bütün bunların yanında, gayrimüslimlerin can, mal, namus ve şerefleri Müslümanlarınki gibi dokunulmazdır. Muhtaç gayrimüslimler, sosyal haklardan bir Müslüman ile eşit şekilde yararlanır. Bazı istisnalarla birlikte, devlet kademelerinde yer alabilirler. Hukuki davaların hiçbirinde, gayrimüslim ile Müslüman arasında fark yoktur. Birçok Osmanlı beldesindeki kiliseler, havralar, mezarlar, arşivlerdeki belgeler, mahkeme kararları Müslüman hoşgörüsünün en büyük delilleridir. Hz. Ömer’in kûfi hattı ile kaleme aldığı ve Kudüs’teki gayrimüslimlerin hak ve hürriyetlerini özellikle zikrettiği ve sonradan Osmanlı sultanlarına ilham kaynağı olan fermanın aslı Osmanlı arşivlerinde hâlâ mevcuttur.
Filistin’in Osmanlı hâkimiyetine girmesinin ardından patrikhanenin ve Hristiyan toplulukların hak ve imtiyazlarını belirten çeşitli fermanlar çıkarılmıştır. Hz. Ömer ile başlayan ve Selahaddin-i Eyyubi ile devam eden Kudüs’teki mukaddes mekânların fermanlarla teker teker sayılması ve burada yaşayan gayrimüslimlerin sahip oldukları hak ve hürriyetlerin tespit edilmesi âdeti, bu topraklar Osmanlı yönetiminden çıkıncaya kadar devam etmiştir. Osmanlı Devleti farklı unsurlara hukuki bir statü ve serbestlik sağlayan “millet sistemi”ni Filistin topraklarında daha kapsamlı bir şekilde sürdürmüştür. Kısaca Kudüs, Osmanlı hâkimiyeti altında tam bir barış ve huzur dönemi yaşamıştır.

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.